Menu

 

balkondaydı. akşam oluvermişti yine evlatlarını bekleyen babalar için.

akşam ezanının sesi geliyordu yakınlardan. kuran sesi ise daha yakından, mutfaktaki beyaz tülbentin altındaki gözü yaşlı anadan. uzaktan geçen ses ise bir trene aitti. dışarda ay belirginleşiyordu. deniz kımıldamıyordu. iskele boştu. içerdekilerinse bunlardan haberi yoktu. çok iyi bildiği uzaklar, gözünün önünden gitmiyordu her nedense. çok özlediği bir bardak çay vardı. böyle gazete üstündeki ekmek kırıklarının arasında, dibinde azıcık kalmış. doldurulmayı bekliyordu. ona sadece güzel şeyler düşündüren bir şeydi. fekat kısa kesti hayalini. borges’in dediği gibi bozulmasından korkuyordu. babası namaza gidince sokağa daha dikkatli baktı. insanlar geçiyordu. aralarında konuşuyorlardı. fekat seslerini duymadığı için balık gibi sadece açılıp kapanan ağızlarını görüyordu. alacakaranlık kaplıyordu sevdiklerinden ayrı kalanları. babası geri geldi. duayı uzun tutmuştu yine belli ki. gidiş ve geliş zamanı arasındaki farktan değil de, gözlerinin nemlemsinden anlamıştı. kim bilir kaç kez “ya mutlikal usara, etlikhüm serahe” demişti? karanlık iyice çökmüştü garibanlara. kendi yaşaran gözleri görünmesin diye az ilerideki sokak lambasına doğru baktı. tam altında bir kadın sıklıkla saatine bakarak bekliyordu. belli ki kadın için de bir şeyler yolunda gitmiyordu. oysa yazın denen mevsim her rüzgar estiğinde herkesi mutlu eden bir şey değil miydi?

elinde beşaltı dakikadır soyup dilimlere ayırdığı bir elma vardı. babası “çayın da, yazın da tadı kalmadı.” diyiverdi birden. o öyle diyince, hemen yaz ayından nefret etti. çaydan bi fırt aldı ama nefret etmedi. oysa yazın günler ne de uzundu düne kadar. hele hele annesiyle içtikleri ikindi çayı çok çok uzun sürerdi. annesi sadece ikindi çayını kıtlama içerdi. fekat çayın tadı ilk annesi için kalmamıştı. önce babası, sonra da o içeri geçtiler.

her ne hikmetse yazın sadece gündüzler değil, geceler de uzundu. Allah’ın hikmetinden katiyen sual olunmazdı. herkes uyuyordu. o dedesinin “sen daha yatmadın mı hergele!” sorusundaki hergele olduğu için uyumuyordu. bir kaç dakika ona o an sadece şefkat duygusunu hissettiren kızının uyumasını izledi. sonra birden penceresinin perdesini havalandıran rüzgar, içeri usul usul girdi. girmişti girmesine de, onu o dertten kurtaramamıştı. bir kaç gün evvel de sezai karakoç ona gelip “uçurtmamı rüzgar yırttı ali” diye sitem etmişti. oysa bir kaç saat sonra buluşma öncesi kendisi için toplanan papatyaları görecek olan bir hanım kız tüm dertlerini unutmuş bir şekilde istanbul’da bir yerlerde bilbedahe bir şekilde tebessüm ededecekti. yine aynı dakikalarda çok uzaklardan aylar sonra annesine ve babasına kavuşacak adam otobüs camının penceresinden az önce önünden geçtikleri buğday tarlasına bakarken, otobüsün ani freni sonrası irkilecek ve öne doğru baktığında yolu kapatan koyun sürüsünü görünce tüm dertlerinden arınmış bir şekilde tebessüm edecekti. çayını alıp balkona çıktı. rüzgar, deniz ve ağaçların söylediği şarkıya kulak kabarttı. şöyle balkonda otururken peşi sıra kayan yıldızları görse daha da mutlu olabilirdi fekat öyle bir güzelliği hakedecek kadar iyi bir insan olmadığının o da bilincindeydi. sonra bir daha yatağa geçti. gecesi gündüzüne karışmıştı. en sevilenler gelmeyince böyle şeylerin olması galiba çok normaldi. belki de bütün yaz öyle olacaktı. böyle bir yalnızlık ilk defa başına geliyordu. dışarda ay vardı. bir de çok sevdiği balkonlarında bir ıslık sesi.

yatağa geçti. yastığını duvara dayadı. sonra da sırtını yastığa verdi. karşı duvarın dibinde, perdeye çok yakın bir noktadaki en son yemek yediği üzerinde hiç toz olmayan masanın üzerinde çiçek yoktu. içerisinde hiç bir metal para olmayan bir cüzdan ve pilinin bitmesine daha çok olan bir saat vardı. rüzgar bir daha esti. perde açılıverdi. dışarda beylerbeyi’nde balık tutan adam, büyük bir şey yakalamanın mutluluğuyla misinasının ucuna kavuşmaya çalışıyordu. caminin yanına atılan taburelere oturmuş çay içenlerden birisi çay bardağını devirdi. beşiktaş’dan gelen vapurun sesinden rahatsız olan bir martı bir kaç arkadaşı ile beraber üsküdar’a doğru uçmaya başladı. balık ekmek hala daha beş liraydı. en son duyduğu şey ise vapur iskeleye yanaşırken vapur ile iskele arasında sıkışan tekerlerin kulak tırmalatan istanbul’a özgü sesiydi. borges gibi bu kez hayalini yarım kesmemişti. görmeye devam etti. vapurdan inen insanların hepsi duyacak şekilde bağırdı. “herkes göğe baksın!” o an gökyüzü hep sevdiklerine çıkıyordu.

ezan okundu. evdekiler uyandı. “perdeler hanım, perdeler. eskimiş. gönül kırmadan, çocuk uyanmadan değiştiriverelim.” dedi.

22 Comments for "perde"

  • Nurhan

    Annenizin annelerimizin çayının tadı geliversin tez zamanda insAllah …

    Reply
  • sura

    Kelimelerinizle kalbimize dokundunuz yine. Keske daha fazla yazi yazsaniz ve daha fazla sarkiyla tanistirsaniz bizleri..

    Reply
  • Zeynep

    En bi’ sevdiğim şarkılarla sizin yazılarınız birleşince nasıl mutlu oluyorum bir bilseniz.. Özlediğimiz şeylere, camın önünde beklediğimiz insanlara kavuşmak için umutla doluyor yüreğim.. Sevgiyle kalın..

    Reply
  • Bahar

    O gazete üstündeki ekmek kırıntıları; bir başka vakit o gazeteyi muhabbetin dibine vururken delik deşik edişimizi, onun başında en kallavi sorulara yanıt aldığım ve sanki geçen yüzyılda kalmış gibi geri dönmenin asla mümkün olmadığı, üzerine kilit üstüne paslı kilitler takılan günleri anımsattı. Yazınınız güzel olmanın çok çok ötesinde… gönlünüze sağlık

    Reply
  • Biri

    Abicim sen hep yaz.

    Reply
  • Gulsen Takak

    Tanimadigim fakat içimde bana ait duyguları su yüzüne cikaran, gercekten sevgiye dair birkaç güzel kelimeleri bulduğum yazilarinizi her okudugumda aslinda tanimasamda ne kadar tanidigimi sizlere belirtmek icin bu guzel mesaji atmak istedim. Bilinsin ki hafta da bir kez belki iki-üc kez blogunuza girip mutlu olmak icin kendime bahane buldugum bir yer oldu burasi. Yazilariniz gercekten cok samimi ve dunyadaki kötülükleri unutturacak kadar hayal dolu. Iyilikler sizinle olsun. Caniniz guzel kiziniz ve guzel esinizle bir ömür boyu nesenizi kaybetmemeniz temenisiyle.
    Istanbul’dan selamlar.

    Reply
  • B

    ah be abim o eski tadı yok çayların! O eski tadı yok yaz gecelerinin! Herkes birinin yolunu gözlüyor. Herkes birine uzun uzun hasret çekiyor. Sen kelimelerinle bunu anlatıp bizi de rahatlatıyorsun. Rabbim kızçene güzel günler nasip etsin, hem de en güzellerini. Biz isteyelim verecek olan Hûda.

    Reply
  • Zeynep Topçuoğlu

    Kalemine, klavyene, yüreğine sağlık abiciğim!😊👍

    Reply
  • Revnak Amber

    Gazete, ekmek kırıntısı, çay, …. ve özleyen hasretini çeken bir avuç insan.. yazın hep yazın

    Reply
  • refia

    gercekten dunyanin en guzel blogu.

    Reply
  • Özge

    Âbi sen gerçek misin sâhiden?
    Her okuyuşumda içimi ısıtıyor cümlelerin; bulunduğum mekândan ve zamandan âzâdeleşip bambaşka diyârlarda gezintiye çıkıyor rûhum âdetâ.

    Mâvinin en çocuksu tonunun rengine bürünmüş kalbine, Neslihan Abla’ma ve cennetpârenize selâm ederim.
    Hoşça bakın zâtınıza.
    Sevgiler…

    Reply
  • Afra

    Tesekkurler
    Yumuşacık kalbe akan bir öykü olmuş.
    Müzikte harika

    Reply
  • Süeda

    Blogunuzu tesadüf üzerine keşfettim ve yazılarınız benim için birer liman oldu çok çok teşekkürler !

    Reply
  • Züleyha

    rüzgar herkeste aynı etkiyi bırakıyor her hal, kimisinin birikip tortulanmış dertlerini karıştırıyor, kimisine uzaklarda 4 duvar arasında beklediği insanların huzur ve umut dolu enerjisini getiriyor. Çok güzel olmuş yüreğinize sağlık…

    Reply
  • Merve Gülhan

    İsteyipte kavuşamayanlara, dileyipte görüşemeyenlere, hayal edip buluşamayanlara, iki kardeşin arasına demir parmaklık sokanların kör,katı, kara vicdanlarına gelsin…

    Reply
  • Sedef

    Gelen günler giden günleri aratsada bugündeki güzellikleri görmeye devam etmemize vesile oluyorsunuz abi yüreginize saglık. Tüm gurbettekilere neslihan ablaya evladınıza selam olsun

    Reply
  • Esra

    Yazılarınız yüreğe fazlasıyla dokunuyor, böyle hissettiğim çok nadir oluyor o yüzden sizden ricam daha sık yazın. Sevgilerle..

    Reply
  • Nur

    Bağzı yazılar vs kitaplar ikinci kez okuduğunda sıkıcı olabiliyor. Ama sizin her yazınızı bilmem kaç yüz kez okusamda/okusakta her seferinde farklı bir etki bırakıyor? Bağımlılık yapan bir şey gibi. Okudukça okuyası geliyor insanın. Ve abartısız ‘dünyanın en güzel blogu’ 🎈

    Reply
  • esra

    samimiyetle ve akıcılıkla devam eden tüm yazılarınız için tebrikler, lütfen paylaşmaya devam edin

    Reply
  • Mihriban

    Okurken gözleri yaşaran bir ben değilimdir umarım. Gerçek dünyadan koparırken gerçeklerle, farkında olmadıklarımızla yüzleştiren bir üslubunuz var; tebrikler, teşekkürler..

    Reply
  • Deniz

    Rica etsek, yazilarinizin altina not dusseniz sarjim in adini ve dahi I ta edeni

    Reply
  • Deniz

    Sarkinin adini ve icra edeni

    Reply

Leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Bitnami