Menu

normalde pek alışverişe giden birisi değildi. ev için gerekli olan şeyleri hiç çekinmeden evin diğer sakinlerine belirtir ve almaları konusunda sıkı sıkı tembihlerde bulunurdu.

yazları iki günde bir, kışları ise üç günde bir alışverişe gidilirdi yaşadığı evde. annesiyle yaşadığı dönemlerde ise her çarşamba günü kapının önüne kurulan çarşamba pazarından mütevellit bu alışveriş olayı yedi günde bir yapılırdı.

arabasını kapının önüne park ettikten sonra ‘’canım ben şimdi eve geldim, işlerimi halledince geri ararım.’’ diyip kapattı. ayakkabılarını eşikte çıkarırken mutfaktan gelen seslere kulak kabarttı. haşur huşur sesleri geliyordu. mutfakta evin diğer sakinleri alışveriş sonrası aldıklarını poşetten çıkarıp, raflara diziyorlardı kuvvetle muhtemel.

‘’selam aleyküm, mandalina aldınız mı?’’ diye sordu.

almadıkları için duymazdan geldiler. ‘’kardeşim’’ diye sesini yükseltti. aynı ses tonuyla da devam etti.

‘’ben o iaşeye bana mandalina alasınız diye para koyuyorum.’’ dedi.

sinirlenmişti. mandalina sevgisi nelere kadirdi öyle. sinirine rağmen olayı uzatmadan çözüm odaklı yaklaştı hemen. ‘’verin o iaşe parasını, bundan sonra alışverişe ben kendim giderim.’’ o an evdeki ortak hissiyat ‘’bu büyük mandalina sevgisi’’ karşısındaki şaşkınlıktı.

ne yapsın herif, çok sevince hep bi başka seviyordu. fıtrat meselesiydi neticede. babasını çok seviyordu. o yüzden babası gibi ıslık öttürürdü elleri cebinde. annesini çok seviyordu. çünkü aile fotoğraflarında gözü hep ilk olarak annesini görürdü. kız kardeşini çok seviyordu. çayını karıştırdıktan sonra sıcak çay kaşığını sadece onun eline değdirirdi. en küçük kardeşini çok seviyordu. kışlıklarını çıkarırken kendine olması kuvvetle muhtemel zor olacak kazakları bir sonraki seyahatinde ona götürmek için ayrıcana saklaşmıştı. kendisinden sonra gelen ailenin iki numarası olanı ise ayrı seviyor ve ona hiç kızamıyordu. arkadaşlarını allah rızası için sevmek şeklinden seviyordu onları. allah’ı, kitabını vepeygamberini kararmaya yüz tutmuş kalbine koydukları için seviyordu. talebelerini, daha toy bir öğretmen olmasına rağmen çok seviyor, tanıdığı herkesten o çocuklar için dua istiyordu. kışın bu soğuğunda çok üşüyen bir kadına ise hastaydı. mandalinayı da çok seviyordu. mandalina sevmese moda’daki manavla hiç bir zaman arkadaş olamayacağını da biliyordu.

islam aleminin her ramazan ayı geldiğinde yaradana dönüp ‘’şükürler olsun kavuşturana! ya rabbi bize bir yıl daha bahşettin ve ramazan’a kavuşanlardan olduk.’’ dediği gibi o da raflarda ilk mandalinayı gördüğü vakit, hemen telefonundan kıble bulma uygulamasını açıp kıblenin yerini tespit ettikten sonra, yaradana dönüp ‘’elhamdülillah, şükür kavuşturana’’ diyordu.   mandalina sevgisi tamamen dedesinden geliyordu. doksanbir kışında dedesi yatsıyı kılıp geleneksel herkese mandalina yedirme akşamlarından birisinde baş parmağına mandalina kabuğu geçirip, ‘’bak nasrettin hoca bu’’ dediği gün, mandalinayı mutlulukla bağdaştırmıştı. ve hemen akabinde bir kaç gün sonra televizyonda barış manço ‘’adam olacak çocuk’’lardan birisine büyüyünce ne olacağını sorduğunda ‘mandalina ile herkesi iyileştiren bir doktor olucam.’’ dede demişti. ne hikmettir ki bir sene sonra ilk hastası dedesi olmuş ama tedavisi faide sağlamamıştı. o yüzden de bir daha hiç doktor olmayı aklından bile geçirmemişti.

doksanaltı kışında tüm ev ahalisi sobalı odada çay içip televizyon izlerken, o halının üzerinde ödev yapıyordu ve cebinde mandalinalar vardı. ikibinüç kışında da artık eski formunda olmadığı için yedek kulübesinde maçı izlerken cebinde mandalina vardı. geçen ay yemek sonrası ev ahalisiyle muhabbeti sırasında da hırkasının cebinde mandalina vardı. hüseyin ile tunalı hilmi’de yürürlerken de cebinde mandalina olacaktı. kiminin cebini para ısıtırdı. onun ceplerini ise kışın evden çıkmadan önce montunun cebine koyduğu mandalinalar…

mandalina sevgisine anlam veremeyenlere asla anlam veremiyordu. daha iki akşam önce bir dost meclisinde bir tasarım harikası ve pratik ambalajlı mandalinayı hemen altındaki ‘’buradan açınız’’ kısmından soymaya başlayıp, daha sonra allah tarafından dilimlenmiş bir nevi kendinden dilimli mandalinanın her dilimini ağzına atışında sırasıyla ‘’sübhanallah, elhamdülillah, allah-u ekber’’ demesine şaşırıp, abartmaması gerektiğini söyleyen mandalina sevmeyen arkadaşına sakince bakmış ve ‘’eğer şu uzattığım mandalinayı yemezsen, ben, ömrü hayatında sadece karpuz bıçaklamış ben, ali usta, seni evden kovarım ve dönüp arkama bakmam bile.’’ demiş ve olayı tatlıya bağlamıştı. mandalina ve olayın tatlıya bağlanması…hiç şaşırtıcı değildi haliylen.

bu akşam da kıştı ve parmak uçları alenen mandalina kokarken, mektubunu şöyle tamamladı.

önümüzdeki kış hani beraberken izlemenin bir türlü izlemenin nasip olmadığı filmi, hani o biz beraber izleyelim diye çekilmiş olan filmi, mandalina yerken izleriz. çünkü mandalinayı paylaşmak çok kolay. yarısı sana, yarısı da bana. bekleyelim, beklemek öyle rahatsız edici bir şey değil.

ali.

Leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Bitnami