Menu

kucağında kızının dünyadan bir haber şekilde yattığı yerden çevresini tanıma gayretine bakıp, onu nasıl bir geleceğin beklediğini düşünüyordu.

eşi ise, buzdolabının başında beklerken bir yandan da bir sonraki gün ne yemek yapacağına bir türlü karar verememenin derin sancısını çekiyordu. yarın dahi ne yiyeceğini bilemeyen birisi için, yıllar sonrasını merak etmenin beyhudeliğini farketmesi çok uzun sürmemişti. yine de daha önceleri defaatle yaptığı şeyi, yani herhangi bir kitaptan rastgele bir sayfa açarak gelecekten bir kesit görebilme hareketini yapmak istedi. yeni taşındığı için kütüphanesinde henüz fazla kitap yoktu. aldığı kitapların da hepsi onun için yeniydi. hiç birisini henüz okumamıştı. rastgele bir kitaptan rastgele bir sayfa açtı. “insan Allah’a kulluğu ölçüsünde hürdür.” yazıyordu. esaretten kurtulmam lazım dedi.

 

aldığı kararı hayata geçirmek adına ilk olarak üzerine sadece bir hırka alıp balkona çıktı. o şekilde oturdu sandalyeye. gökyüzüne baktı. kuşlar vardı. gökyüzünde kuşlara bakmak telefonla konuşurken kâğıda karalama yapmak gibi alıkoyamadığı bir şeydi. bazen ses ederdi kuşlara. “şuradan bana biraz hayal biraz da kiraz getirsene.” emri vakisi samimiyetlerindendi. yine de o gün kararsızlıktan düşünmek istediği onlarca şey için vakit pek bulamamıştı. önceden kendisi için hazırlanmış yazgı adlı bir kararsızlık filminin başrol oyuncusuydu. o an ya eskileri düşünüp duracak veyahut alakasız bir fotoğraf karesinde kimsenin umru olmayan birisiyle uzun uzadıya konuşacaktı. çünkü çıldırmak için o kadar sebebi vardı ki! ama yine de asla ölmeyi istemiyordu.

 

bir fotoğrafa baktı bir süre. uzak bir muhitte çekilmiş bir fotoğraf karesiydi. hani arka sokaklarında kiraz satılan, içinde tren istasyonu olan muhitlerden. bir adam ve bir kadın yan yana fotoğrafı çeken insana tebessüm ederek bakıyorlardı. fotoğrafı çekenin arkasında da ise simsiyah bir at vardı. kendi hayali olmasına rağmen uyandıramadı hayvanı. arkadaki camdan yansıyordu işte her şey. çiftin arka taraflarında geniş balkonlu bir ev ve daha uzakta ise başka balkonlu bir ev daha vardı. yakındaki geniş balkonlu ev malta pazarına yakın gibiydi. o yüzden fotoğrafta olmasa da, malta pazarında kuru kahve satan amcayla bir süre sohbet etti. ona ömründe hiç bir zaman kurukahveci olamayacağı için çok mutsuz olacağını söyledi. önce yaşlı adam sonra da o tebessüm ettiler. ahmet turan’a göre tebessüm etmediği gün israf edilmiş bir gündü. ahmet abi özgür olsaydı soracaktı ona, “sayılır mı bu abi?” diye. uzaktaki eve dikkatli bakınca ağustos ayında baba evlerinden aldıkları valize özlemi ve masmavi denizi koyup başka muhite geçen çiftin yaşadığı evin o ev olduğuna emin oldu. hayaller, düşünceler ve muhabbet tiz bir sesle bölündü.

 

içerden bir ağlama sesi geldi. çünkü kızı ağlıyordu. kaç dakikadır balkondayım acaba diye saatine baktı. üçer haneli sayıları birbiri ile kahve içme rahatlığında çarpabilmekle mahir bu adam o an basit bir çıkarma işlemini yapamadı. o an belki birden üçyüze kadar sayabilirdi ama bir artı birin iki olduğunu katiyyen ispat edemezdi. babalık muessesinde henüz iki aylıktı. kendisi balkona çıkmadan az biraz önce kızının babanesi, bir saatliğine kızının amcasını görmeye gitmişti. o görüşmede kardeşi, annesine en çok hiç öpüp, başını okşamanın nasip olmadığı yiyenini sormuştu. olur da bi gün şartlar el verirse kızının çok güzel çıktığı fotoğrafı da ona verebileceklerdi. o da annesine en çok kardeşini sormuştu. basit bir matematik işlemini yapamaması bundandı. zihni esaret ve özgürlük arasında gidip geliyordu. yaşadığı şey tam olarak ilk defa gerçek bir çaresizlikle karşılaşmış olmanın çaresizliğiydi. emine hanım’ın dediği gibi yaşamak zorlaştıkça anlamak kolaylaşmıştı onlar için.

 

gönlünden başka başka şeyler geçiyordu. fekat o çoğu zaman gönlünden geçenleri paylaşamazdı. ansızın gönlünden neler geçiyor diye sorulsa, yine de söylemezdi. çünkü kendi hayalleri vardı. iyi olmak adına kurulan hayallerdi onlar. daha doğrusu hayallerinin peşinden koşmak onu iyi yapabilirdi. ah bi de tabi hayallerinin peşinden koşamayanlar vardı. kalpleri arınamayan. kötüleşen. geride kalanları çok üzen. “hayır ben onlardan değilim, biz onlardan değiliz, kızım onlardan olmayacak!” diye söylendi. kayınvalidesi “ne dedin oğlum? anlamadım!” dedi. “kız ne çabuk büyüyor değil mi ananesi diyordum.” diye geçiştirdi. son mırıldandıklarını kimse duymamıştı oysa. 

 

ama o hep iyilerden bahsediyordu o sıralar. hani tek dertleri muhabbet olan insanlar var ya onlardan. zaten dünyadaki diğer tüm şahısların vazifesi, iyileri belirgin bir şekilde ortaya çıkarmak için tüm kötülükleri ile çabalamak değil miydi? tanıdığı bütün iyiler birbirleri ile farkında olmadan herhangi bi yerde muhabbete başlayıp, sonra çay tabağının içinde az biraz dökülmüş çay olduğu için, çayın tabağın yanına konduğu bir masada devam ediyorlardı. o masa üsküdar’da eski bir apartımanın balkonunda da olabilirdi, ya da soğuk ve sisli bir sabaha uyanan tophane’de. çay onlar için en önemli bağlardan biriydi. basit bir sıcak içecek değil de, birbirlerine ne kadar değer verdiklerini göstermenin en ucuz yoluydu. o muhabbetlerin bir keresinde birisi eşyalarının hiç bir yere sığmadığından bahsedip, ne çok kitabı olduğundan dem vurmuştu. diğeri ise ne çok burası evim diyip, sonra kaç kez bura yerine oraya gittiğinden bahsetmişti. konuşmalarını nazım’ın “ne kadar çok adam, ne kadar çok adam işsiz kalırsam, işsiz kalırsam diye düşünüyor.” sözleriyle bitirmiş ve hesabı istemişlerdi. velhasılı kelam enterasan bir konuşma olmuştu.

şimdi ise uyumak gerekliydi. sonrası sabah ve uyanmak olacaktı. kardeşin içip içemediğinden emin olunamayan bir çay pek tabi tat vermeyecekti. artık yarınlar alelade bir gün olmaktan çıkmıştı. kurukahve gelecekti bir yerden. daha fazla beklemek belki yanlıştı ve uzaklar bekleyenlerin muhiti oluvermişti.

 

 

16 Comments for "k ı z ı"

  • Merdigarib

    Cay iciyoruz vazgecemiyoruz ama evet tat vermiyor eskisi gibi… bizde 10 ay bekledik abimi .. sonunda kavustuk ama yinede sevinemedik sizlerde kavusun herkes kavussun…o zaman belki caylara tat gelir.. feraha cikalim tez zamanda insallah… ayrica yazmaniz duaya vesile oldu kardesiniz icin… yazilarin devamini bekliyoruz iyi geliyor tanıdık sesler duymak zira ahmet bozkusun dedigi gibi sılanın gurbetten kalmadı farki 🙁

    Reply
  • yagmur~s

    Kitap yazsaniz da, guzel gunler gelse de, guzel gunlerde guzel kitaplar okusak..

    Reply
  • yagmur~s

    Yine cok guzel samimi bir yazi gonlunuze saglik..

    Reply
  • HB

    Bu gunlerde hissettigimiz ama acikca dillendiremedigimiz duygulari boylesine guzel anlattiginiz icin tesekkur ederim. Yazmak istedigim cok sey var ama sanki kelimelerin kifayeti yokmus gibi hissediyorum artik. Umarim bir gun hepimiz fiziki ozgurlukleri kisitlanmis o sevdiklerimize kavusabiliriz. Huzurlu Ramazanlar.

    Reply
  • BD

    Yine efsane bir yazı! Hepimizi anlatan bir yazı ki biz kelimeleri doğru kullanamayanlar için okudukça seni anlatıyormuş hissiyatı veren bir yazı. Kalemine, yüreğine sağlık abi! Selam olsun.

    Reply
  • Melek

    ” Değilmi ki kavuşmalarımız topal, ayrıklıklar koşar adım. “

    Reply
  • Serdar

    Ne zamandır içimde, elime kağıt kalem alıp, birşeyler yazma isteği var. Ama hiç oturup, sakin kafayla yazmaya muvaffak olamadım henüz. Yazınızı okuduktan sonra, benim aklımdan geçenleri yazan biri zaten varmış, hem de benim yazabileceğimden çok daha güzel bi şekilde aklımdakileri ifade edebilen biri, diye düşündüm.

    İnstagram profilinizi kısa bi süre önce bir arkadaşım tavsiye etmişti. İyi ki de tavsiye etmiş. Huzur buluyorum yazdıklarınızı okudukça..

    Allah’ın en kısa zamanda hasretlerimizi dindirmesi duasıyla.
    Serdar ( Birmingham / AL )

    Reply
  • Gamze nur Şafak çim

    Ne zaman okusam yazılarınızı içimde ki okuma açlığı kıraşır durur. Okumak, yazmak, anlaşılmak istiyorum. Kaleminiz de yüreğiniz gibi güzel ve de sağlam. Eşinize çok selam, minik meleği öperim ayak parmak uçlarından, siz gibi güzel adam ise iyi ki varlar bize dünyanın sanatlı güzellikli bir yer olduğunu hissettiriyorsunuz.

    Reply
  • Hülya

    1523 kez okudum ve dinledim. Müziği zil sesi yaptım. Ne bileyim çoğ hoş be. Mesela kızınız, eşiniz ve siz de bir şiirsiniz

    Reply
  • Numan

    Let me belong again to that faraway place I left so long ago, from which I am alienated, and which has forgotten me, in which I am an alien now even though it was the place where I began, let me belong again, walk those streets knowing they are mine, knowing that my story is a part of those streets, even though it isn’t, it hasn’t been for most of a lifetime, let it be so, let it be so
    Salman Rushdie, Two Years Eight Months and Twenty-Eight Nights

    Reply
  • Sena

    Ellerinize sağlık. Çok ama çok güzel. Duygularımıza tercüman oluyorsunuz.

    Reply
  • kubra

    kardesimin hapse girmesinden bu yana, ben de gurbette olmuslugun ve caresizligin siddetinden dusunemez olmustum. ilac gibi geldi. sanki beni bana anlattiniz. kaleminize saglik ali kaya!

    Reply
  • Neco

    Onun hikayesinde gördü satırları ve büyük keyif verdi okuyucuya. Devamı olsa dedi, bu blogu buldu ve takip başladı…

    Reply
  • kbra

    Yine çok güzel bir yazı…’-hayır ben onlardan değilim, biz onlardan değiliz, kızım onlardan olmayacak-…ne kadar güzel ve ne kadar doğru….tüm sevdiklerimize tez vakitte kavuştursun Allah..

    Reply
  • afra

    Gözleri doldurun abi. İnstagramda da gözlerimi dolduruyorsunuz bazen. Zira benim hayallerimin mücessem hali gibi geliyorsunuz bana. Sen ve ailen ne güzelsiniz.. Allah ebedi afiyet versin, kardeşine ve tüm mazlumlara hürriyet versin.

    Ya mutligal usara
    Etlighum seraha..

    Selam ve sekine ailenizin üstüne olsun.

    Reply
  • Sura

    okuyucuya bir armagan niteleginde biraktiginiz sarkilar icin 2 kere tesekkurler :)) kaleminize, emeginize saglik…

    Reply

Leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Bitnami