Menu

gidiyorum. japonca da söyliyeyim. wataşiva ikimas.

istanbul’daki, moda’daki hayatıma nokta koydum. hayatımı yukarda paylaştığım ve sizin şu an dinlemeye başladığınız şarkının bi 5 dakika sonra şak diye kesileceği gibi kestim. bi gün buralara geri döner miyim bilmiyorum. pek tabi burada bırakıp gitmek istemediklerim de var. ama gidiyorum. hatta gittim ben 25 kasım akşamı. ‘amerika’ya gelmek ister misin ali?’ dediklerinde zerre tereddüt etmeden ‘evet’ demiştim. kalbim de, ayaklarım da, gözlerim de, zihnim de ve ben de ‘evet’ demiştik. kararımı açıkladığımda kimse de bana gitme demedi zaten.ne anam, ne patronum, ne de sevdiğim kadın. onlar da biliyordu gitmem gerektiğini. ama gitmem bana değil onlara zor geliyordu.

uzun zamandır gitmek istiyordum. çok uzak bir yerlere kendime gelmek için gitmek istiyordum. bencillik etmek istiyordum. kendim için yok olup, başkaları için var olmak istiyordum.kalmak istemiyordum. çayın 1 liradan fazla satıldığı çirkin yerlerin olmadığı, hayatında zerre kitap okumamış tiplerin ‘benim gey arkadaşlarım da var’diye entellektüel olarak dolanmadığı, en bencil bir şekilde yaşayıp devamında faşist bir şekildesürekli ‘atatürk ulan!’ diyenlerin olmadığı, insanların kendisini değilde en çok başkalarını düşündüğü bir yere gitmek istiyordum. belki gittiğim yer öyledir. ya da değildir bilmiyorum ama gidiyorum. gittim.

ilk olarak gitmeyi 2013 baharının başında düşünmüştüm. hayatımın en güzel günlerini de o baharda yaşamıştım belki ama vapurda yaşadığım bir olay bana ‘git ulan artık buradan’ demişti. vapurda elimde telefon bir şeyler okurken gülmeye başlamıştım. çok gülüyordum. yanımdaki adam gülmemden rahatsız olmuştu. mutluluğum batmıştı resmen. ne biçim memleket olmuştu burası. bahar gelmişti ve o adam vapurdaydı. huzur dolması gerekirken yanındaki adamın mutluluğundan rahatsız olup ‘siktir git lan buradan mutlu herif’ diyordu. nefretle çalışıyordu sanki. sahi ya benim de artık pek bir farkım kalmamıştıki o adamdan. ben de sürekli bir şeylerden şikayet etmiyor muydum? huzuru en son ne zaman hissetmiştim ki? artık ateş sadece düştüğü yeri yakmıyor muydu benim için? hani ‘ateş nereye düşerse düşsün beni yakmalıydı.’ başkaları için yaşamam gerektiğini, insanlığın bunu gerektirdiğini ne çabuk unutmuştum?

gitmem gerekiyordu. siz bilmiyordunuz tabi içimdekini. size göre çok güzel bir hayatım vardı. willy bingez adında bisikletiyle gezip dolanan, rengarenk gözlükleri, kıyafetleri, çorapları ile sürekli gülen, dünyanın en nefis mekanı olan moda’da yaşayan, kedisiyle huzurlu, aşık olduğunda dünyanın en şanslı kadınını bu dünyaya hediye eden, kiminize göre çok güzel bi adamdım. ama değildim. ismail abi gibi bende rengarenk giyinirsem hayatım daha renkli ve güzel olur sanıyordum. tanımadığım insanları uzaktan da olsa tebessüm ettirebilirsem mutlu olurum sanıyordum bazı bazı. güzel bi adam değildim ben uzun zamandır. bu yüzden işte gitmem gerekiyordu. zorundaydım. sizin uzaktan uzağa sahip olmak istediğiniz benim sahip olduğum o şeylerden feragat etmem gerekiyordu. terk etmeliydim. yeniden başlamalıydım. kendimden ve yaptıklarımndan ve pek tabi yapmadıklarımdan, yapamadıklarımdan duyduğum rahatsızlıklardan kaçmam gerekiyordu.

huzurlu değilim burada. hiç hemde. sahip olduğum yaşamı geride bırakıp, başka bir yere varma niyetiyle gidiyorum. giderken farkettiğim yegane şey; giden insanın ve ardında kalanların yaratılış fıtratı gereği dün olanları hep güzel hatırlamaya çabalaması… şöyle bir bakıyorumda yaşadığım her şey tatlı geliyor gönlüme, tebessüm ettiriyor. güzel hatırlıyorum dün beraber olduğum herkesi, sanki onlar da beni.

günler öncesinde belli olmasına rağmen valizimi hala daha hazırlamadım. her giden gibi ben de son gün hazırlayacağım çünkü. tişörtlerim, kazaklarım, ayakkabılarım sığsa da ‘alamadığım helallikleri’ jumbo boy aldığım valizime yine de sığdıramayacağım. ‘ona son görüşmemizde söyleyemediklerimi’ valizimin üstüne çıkıp bir tarafına bastırıp bi yandan fermuarı çekmeye çalışsam bile sığdıramayacağım.

uçak hareket edene kadar ağlamayacağımı da biliyorum. çünkü yıllar önce annemden ayrılırken de otobüs otogardan çıkana kadar ağlamamıştım. yine öyle olacak. eminim. günlerdir içimde tuttuğum tüm o duygular taşıyamayacağım kadar ağır gelmeye başlayacak. indiğim de gerçekten yol yorgunu olmuş olacağım.

şimdi ben gidiyorum ve peşimden başka şeyler geliyor. anamdan babamdan ve kardeşlerimden ayrılıklar geliyor. yeni yeni edindiğim dostlarımdan ayrılıklar geliyor. kedim gülizarımla olan, anamla babamla olan, kardeşlerimle olan, amcaoğlu emre ile olan, aslı hanım ve emrah beyle olan, burakla, edayla, duyguyla, ebubekirle, hüseyinle, dayıyla, denizle, gizemle olan.

sevdiğim kadının yüreğine hüzün geliyor. mükremin çıtır ne diyordu? ‘ben giderken en çok seni götürdüm…’ veda ederken sana ne hoşçakal diyebildim, ne de seni hala seviyorum. yazması kolaymış.

sizinle de bir anlaşma yapalım. giderken ben arkama bakmayayım, siz de ağlamayın. ödeşmiş olalım?

ben hayatımın en güzel anlarından bazılarını aşağıda paylaştım.

hakkınızı helal edin.

kebn kurüv silayd armz en kros çek tenk yu.

One Comment for "g i d i y o r u m"

  • Bugrahans

    Benim şu anki duygu ve düşüncelerimi bundan tam 4 sene önce yaşamışsınız. Benim şu anda yapmam gerekeni siz o zaman yapmışsınız. Benim şu anki ruh halimi tam o zaman dile getirmişsiniz. Ve sonuç olarak gitmişsiniz. Umarım sırası gelen gidebiliyordur. Sadece duymak istediğim şey birisinin kalbime ”sıradaki !” diye bağırması. Sizlere İstanbul’un gelmek bilmeyen nazlı baharının yağmurlu bir sabahında yazıyorum, buralardan da oralara selamlar olsun…

    Reply

Leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Bitnami