Menu

bir çok nefis gibi huzuru tatmadan bir birey daha ölümü tatmıştı.

susuyordu bir süredir. diğerleri konuşuyordu. sonra birden bir şey diyecek oldu ama onu da unuttu. o an zamanı geldiğinde söylemesi gereken şey, zamanı geldiği halde aklından uçup gitmişti. daha öncesinde de böyle olmuştu. çok şey yaptığını düşünüp aslında hiçbir şey yapmayanlar onu dinlemek zorunda kalmamıştı. bu durumdan muazzam derecede sıkıldı. ve o an başkalarına derdine anlatabilecek kadar bildiği her şeyi kendi iradesi dahilinde unutuverdi. aradan biraz zaman geçmişti. zerre pişmanlık duymuyordu aldığı karardan ve sonuçlarından. çünkü zaten söyledikleri, anlattıkları başkaları için hiçbir anlam ifade etmiyordu haddizatında. hal böyle olunca yanlış anlaşılmak gibi bir kaygısı da kalmamıştı. haliylen çoğu zaman kendisini Allah rızası gayesi dışındaki herhangi bir sevdirme gayretine de gerek kalmamıştı. hatta insanlığın ve kendisinin ısrarla, her daim, an be an mutlu olma gayretinin abartı oluşu gün gibi ortaya çıkmıştı. aslında tüm bu ortaya çıkan sonuçlar tek bir şeyi doğuruvermişti. hayattan şikayet etmenin beyhudeliğinden emin olmuştu. uzunca bir süre kimse onu herhangi bir konuda açıklama yaparken göremeyecekti.

zaten başka dertleri vardı. kimseye belli etmediği en büyük derdi annesi yanında olmayışıydı. o yüzden günler çoğu zaman yutamadığı ve boğulacak gibi hissetmesine sebep olan ekmek dilimleri gibi geliyordu. hatta en son ne zaman bir yere yetişme telaşı yaşadığını dahi hatırlamıyordu. dakik bir birey olmasından değildi. annesiz tadı çıkmıyordu belli ki. “bi el atın da şu bu gün de bitsin.” diye etrafına bakındı. kimse olmayınca manava uğradı. biraz soğan ve marul aldı. gözü yeni çıktığı için birazdan da öte fazlasıyla tuzlu olan vişneye takıldı. on liralık vişne de koyar mısın diyiverdi düşünürken. manavın çırağı “tammamm abim” dedi muazzam ötesi bir sevinçle. annesiyle beraber yaşıyordu herhalde. yoksa analarla dolu anadolu diyarında annesinden uzakta hangi insanoğlu bu kadar mutlu olabilirdi?

bütün yaz olduğu gibi o günde yavaş yaşıyordu. ellerinde vişne poşeti, yavaş yavaş yürüyordu. akşamüzeri gelmişti. hava ılıktı. sokaktaki evlerin ışıkları belli bir sıraya bağlı kalmadan kısa aralıklarla teker teker yakılıyordu. bahçelerden kıpırtılar geliyordu. o evine dönerken, başkaları bir yerlere gidiyordu. gidenlerden birisine göre zehra onu istemiyordu. diğerine göre zehra kimseyi istemiyordu. ona göre ise dünya zaten bir çok insanı istemiyordu. eve varmasına az kalmışken önce uzaklardan gelen bağrışlarını duyduğu karşıdan gelen bisiklet çetesini farketti. aralarından birisi ona çarpınca hepsi tekerlerini kaydırarak durdular. hepsine hitaben net konuştu. ‘bisikletlerinizi sürün, hayatınızın tadını çıkarın, ama geri kalanları da rahat bırakın!’

kapıyı yavaş yavaş açtı. vişneleri de yavaş yavaş yiyecekti. mutfak tezgahının üzerine koyduğu kaba alabildiğinden az biraz fazla vişne doldurdu ve halı üzerine düşen iki vişneyi suya tutup oracıkta yiyiverdi. ondan sonra da akşam eşi ve kızı gelene kadar mutfağa her uğradığında biraz biraz kaptaki vişnelerden yedi. yavaş yavaş.  çekirdeklerini yine aynı kaba attı. eşi vişneler bitmeden geldi ve kaç defa artı birinci kez çekirdeklerini aynı kaba atmaması gerektiğini söyledi. annesi böyle şeyleri hiç problem etmemişti. o da problem etmedi.

uykuya dalmadan önce kızına baktı. güzel bakıyordu. daha da ötesi bebek olması hasebiyle gülüşünü çok güzel kullanıyordu.  anasına çekmişti. ikisi de  papatyalara benziyorlardı. kızı daha beyazdı. onu öyle kendisine tebessüm ederken görünce, diğer her şeyin ne kadar kötü olmalarına aldırış etmeden, baharın geldiğine kani olmuştu. şanslıydı artık. zihninde sürekli yeni bölümlerini çektiği keşke filminin yeni bölümünü çekmeyeli epey zaman olmuştu. bi de bir çoklarının aksine artık hiç aceleside yoktu.

yatağa yattı. tavana bakarken bi şeyin eksik olduğunu farketti. o an fazlalık olan yanmakta olan ışığı söndürerek, eksikliği giderdi. anne ise bir süre daha eksik kalacaktı.

18 Comments for "e k s i k"

  • nuur

    Seçilen müzikte, yazının içtenliği de çok iyiydi. Dinlendiren yazı için teşekkürler))

    Reply
  • kbra

    eksiklerimizin tam olacağı günün hayaliyle ümidüyle ayaktayız…

    Reply
  • meryem

    Teşekkürler bize hayatı daha güzel görmemizi sağlayan müzikler dinlettiğin için. Teşekkürler bize sade, belki basit şeyleri rüya tadında anlattığın için. Teşekkürler ekranımızın bir köşesinde bize dünyanın en huzurlu fotoğraflarını seyrettirdiğin için. Teşekkürler yazmanın ötesinde hayal ettirdiğin için.
    Kızına ve eşine selamlar, sevgiler.

    Reply
  • sura

    samimiyetle yazdiklarinizi, samimiyetle okuyoruz… kaleminize saglik..

    Reply
  • Furkan

    Gurbette yaşayan biri olarak duygularıma tercüman olmuşsunuz, gerçekten diğer yazılarınız gibi gram yapmacıklık olmayan tamamen samimi ve içten, duyguları okuyucuya aktaran, okurken yaşatan başarılı bir yazı olmuş, beni bitiren kısım “kimseye belli etmediği en büyük derdi annesi yanında olmayışıydı.”

    Reply
  • merve

    hasılı imtihandayız esaretle hürriyetle,
    imtihandayız hapishaneyle hicretle,
    imtihandayız işkenceyle esenlikle,
    imtihandayız ayrılıkla beraberlikle,
    imtihandayız fakru zaruretle imkan genişliğiyle imtihandayız…
    Hz Rahman kalplerimizi kaydırmasın…

    Reply
  • Feyza

    Güzel yazınız için yüreğinize sağlık, çok derinlere götürdünüz. Güzel yazılarınızın dünyanın dilinde olması dileğiyle…
    Güzel kızınızın ayaklarından öperim. Sağlıcakla kalınız

    Reply
  • Nilgün

    Çok güzel yazılarınız ,duygularınızı ifade şekliniz çok güzel ama böyle hep damardan olmaz biraz neşeli takılın

    Reply
  • Etka

    Gurbeti arzulayan onlarca gönül ya da hasretle vuslatı bekleyen mahzunlardan olmayı biz seçmedik. Herkesin imtihanı kendine zor demiştiler. Velhasıl da öyle. Müzikli metinlerin devamının gelmesi umuduyla. Cennetliğe selam..

    Reply
  • Mrym

    “Susuyordu bir süredir.. diğerleri konuşuyordu”cumlesini okurken daldı gitti şu cümlelere : “Sükûtumuz ,üslûbumuza emanet..misliyle mukabele bizim kitabımızda zalimce bir kaide..dövene elsiz , sövene dilsiz davranma, vicdanlarımızla aramızdaki mukavelenin gereği.. ne yapalım , Allah , ısırmak için bir diş, parçalamak içinde vahşi bir pençe vermemiş,elimizden bir şey gelmez ki..! Ayrıca , herkes kendi karakterinin gereğini sergiler. Karakterimize rağmen farklı bir tavır takınmayı kendimize karşı saygısızlık saydık ve böyle bir saygısızlığı irtikâp etmemek için, gürül gürül konuşacağımız yerde sadece yutkunmakla iktifa ettik..!”
    Bunları yazarken yeşil çayının soğumasından korkakarak yazdı cunku bulundugu yerde sıcak hiç bir sey kalamıyordu ve yanında getirdiği az biraz yeşil çayı sıcak bir şekilde içmeliydi.. (sonuç : içemedi )
    *Kaleminize sağlık abi✋

    Reply
  • Yakaza

    Müziği açmayı unutup öyle okudum yazınızı. Ruh hâlinizi öyle yansıtmışsınız ki, kullandığınız kelimelerle biz de ‘yavaş yavaş’ okuduk yavaş yavaş hazmettik.. okuduktan sonra açtım müziği ve kapatmaya da elim gitmiyor şimdi. Her gün biraz daha daralıyorken ufkum, bazı hislerimi diriltti cümleleriniz ve müzik. Allah yardımcınız olsun abi.. en güzel teselli Ondandır bize sükût düşüyor…

    Reply
  • Fatma

    İnstagramdaki uyarınız üzerine yazınızı okudum , yazılarınızı okumaktan özellikle kaçıyorum ama iyi yazmadığınız için değil acıttığınız için kardeşim. Kardeşim diyebilir miyim zira çok özlediğim kardeşime benzetiyorum sizi. Onun da bir yuvası olsaydı belki biraz rahatlar içim size bakınca onun da bi yavrusu olsa biraz içi rahatlar mı diyorum ama emin olamıyorum. Annemi ben de çok özledim . Teşekkürler yazınızı okuyunca ağladım. Yazar mısınız kitap mı yazmaya çalışıyorsunuz bilmiyorum ama yolunuz açık olsun. Biz de aynı eyalette farklı şehirlerde gurbeti yaşıyoruz ama böyle acıklı hale getirince ben üstesinden pek gelemiyorum. Bş daha benden yorum istemezsiniz sanırım kardeş . Yorumumu eşinizden başkası ile paylaşmazsanız sevinirim. Aeo

    Reply
  • Merve

    Yazılarınızı ve blogunuzu beğenerek takip ediyorum. Siz ve ailenizi izlerken ütopik bir hikaye içindeyim; masal içindeyim. Yazılar ise masalsı hayat içindeki insanın bir o kadar gerçekci yansıması. Tebrikler… Sizi izlemeye devam edeceğiz.

    Reply
  • Revnak Amber

    Eksiklere ve gelecek güzel günlere selam olsun..Allah razı olsun hepinizden 🙏

    Reply
  • sumeyra

    Sonunda cesaretimi toplayip yazinin tumunu okuyabildim. Cunku beni en acitacak yazinizin bu olacagini biliyordum. Ancak boyle anlatilabilirdi hayatlarimizdaki eksik anneler..

    Hiç olmamasi gereken yerlerde olan anneler var bir de..
    Başkalarının kızlarının üzerini örten..
    Bir de kızlar var yine hic olmamasi gereken yerlerde olan..
    Annelerini ozlediklerinde öpüyorlar baska kızların annelerini..
    Bizlerse dışarda ne birine yavru olabiliyoruz ne de anne..
    Perisaniyet.

    Reply
  • Gulsen Takak

    Insan bazen okudugu yazilarda okuma bittikten sonra kenara çekilip düşünmek istiyor. “Ana” kavramı her insan için farklı da olsa hissettirdigi duygular aynı olsa gerek. Insan dünyaya ayak basmasina yardimci olan anasının göğsüne kafasını koyup dertlesmek istiyor. Yalnizligini, korkularını, yaptığı hataları sadece ona anlatmak istiyor. Ben yazınızı okuduktan sonra ruhu malesef hain insanlar yüzünden alınmış biricik anneme sarılmak istedim.
    İyi günlere
    Selamlar

    Reply
  • Vildan

    O kadar güzel ki yani fiziksel olarak güzel tarifleriniz, ifadeleriniz ve üslubunuz. Her şeyden evvel çok samimi ve içten. Her satırda benden birine rastlıyorum ayak üstü selamlaşıp hal hatır soramadan uzaklaşıyorum. Çok beğeniyorum yazdıklarınızı, lütfen yazın. Teşekkür ederim, hanımla kıza selamlar.

    Reply
  • mehmet

    ali abi slmlar.. ben sizden kanada vizesi icin yardim isteyecektim. musait oldugunuzda email atmaniz mumkunmu acaba.. mehmet_savas_78@hotmail.com. cok tesskkur ederim simdiden..

    Reply

Leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Bitnami