Menu

hayatında kayıp olarak gördüğü tek zaman babasına küstüğü, aynı evde olmalarına rağmen onu görmemeyi tercih ettiği ergenlikte ki 10 günlük dönemidir.

o babasını çok severdi ama babası bir kere bile ona sarılmadı. kim bilir kaç adamın babası ona sarılmadı.

çocukları çok severdi babası. komşunun, akrabanın, dükkana gelen müşterinin bebeği olmasın hemen öper onları, türlü türlü şımarıklıklar yapardı. bebekler de babasına hep gülerlerdi. acaba o da bebekken de sevmiş miydi onu? istese de yapamazdı. çok uzaktı çünkü babası onlara. onlar aç kalmasın diye 17 yaşında başka memleketlere amele olmaya gitmişti.

o doğduğunda da başka memleketlerdeydi… doğum gününü hatırlamayacak kadar sonra görmüştü hatta onu. 19 kasım’da 1985‘de doğmuştu. ama kafa kağıdında doğum tarihi 10 eylül 1986. yani 10-11 ay sonra görmüştü onu. emeklerken falan görmemişti onu. baba kucağı değil de büyük baba kucağında büyümüştü. onla beraber olduğu bir tane fotoğrafı yoktu.

gerçi isteselerdi de çok fotoğrafları olamazdı. hem fakirdiler, hem babası çok uzaklardaydı. onlar aç kalmasın diye. ilerde okuyabilsinler diye.

büyükşehirde yaşayabilsinler diye.

4 yaşındaydı. erzurum’un aşkale ilçesinin yeniköy’ündeydiler. babası ise uzak bir şehirde. babasının olduğu şehirler ile onların olduğu şehirlerin arasında başka başka kocaman şehirler vardı. gitmek istese gidemezdi. çok özlerdi ama yine de gidemezdi. ufacık çocuktu ve ne yapabilirdi ki?

köy öğretmeni vardı. kadın. arada sırada onlara gelirdi. annesi ve babanesi yemek yapardı. onlarla konuşurdu. sülaleden okuma yaşı gelmişlerin dersleri hakkında konuşurlardı. gelince bazen onla da ilgilenirdi. bi gün evlerine gelen o öğretmene babasını çok özlediğini söyledi. o zaman mektup yazsana babana dedi öğretmen. mektup neydi ki? öğretmen eline bir kağıt bir kalem aldı. başladı yazmaya. oğlunun çok özlediğini beyaz bir kağıdın üzerine bir şeyler karalayarak anlatıyordu. öyle demişti ona. sonra da gör bak baban en kısa zamanda sana cevap vericek demişti öğretmen. çok mutlu olmuştu. sahiden de öyle olmuştu. belki 1 ay sonra belki de 20 gün sonra babası gelmişti. sarı bi taksiden inmişti. 2 yaşındaki kardeşiyle ona koşmuştular. gene sarılmamıştı. ama onlar bakıp mutlu oluyordu. çok kalmadı, 2 gün sonra gitti. kış geliyormuş, üşümesinler diye para getirmişti onlara. öyle demişti.

babasını tekrar özlemeye başlamıştı. ama öğretmen kadın gelmiyordu. nerdeydi ki? çok sonraları büyünce öğrenmişti. terör belasndan kaçmıştı. bir gün evde beyaz kocaman bir kağıt gördü. kalemin nerde olduğunu biliyordu. ikisini çok gizli bir odada birleştirip babasına mektup yazmaya başladı. yazmayı bilmiyordu ama deli gibi bir şeyler yazıyordu. ‘baba seni çok özledim. kardeşim de özledi. bisiklet getir. baba gel. sarı taksiyle gel ama.’ bunları yazıyordu güya. o yazma bilmiyordu ama babası anlardı. bembeyaz defter kap kara olana kadar yazdım karaladı. güya ne kadar çok yazarsa o kadar özlediğini anlardı babası. annesiyle babanesi geldi. hemen sakladı mektubu. bi gün elbet postacıya gizlice verecekti. babama götür bunu diyecekti ve postacıda götürcekti. babası bi kaç sonra sarı taksiyle gelicekti. belki bu kez ona koştuklarında onlara sarılacaktı. sahi ya mektuba ‘bu kez gelince sarıl’ demeyi unutmuştu. neyse önemli değil, artık mektup yazmayı biliyordu. bi daha ki mektupta yazardı.

ertesi gün yine kocaman beyaz bir kağıt buldu evde. babası gelmemişti ve onu çok özlemesi devam ediyordu. bu kez resim de çizecekti. bir şeyler karaladıktan sonra at çizdi. inek çizdi. yavru inek çizdi. babama inek doğurdu bak bu da yavrusu demek istiyordu. babası anlardı işte. o bunlarla uğraşırken annesi yakaladı. napıyorsun dedi. babama mektup yazıyorum dedi. annesi baktı. önce güldü, sonra ağladı. anne dedi nolur postacıya verelim ben babamı özledim. yalvardı da yalvardı. tamam dedi annesi. ertesi gün aşkale’ye indiler. 25 dakkalık yol. postaneye vardılar. zarfa koydular. pulladılar. pulun tadı çok güzeldi. çok sonra oldu babası gene gelmedi. herhalde ona mektup yazmasına kızmıştı. bir daha mektup yazmadı babasına.

aradan 23 sene geçti. babası aradı. dükkanda cüzdanımı unuttum getirsene onu dükkanı kapatınca dedi. tamam baba dedi. çekmeceyi açtı. cüzdan oradaydı. siyah eskimiş bir cüzdan. 4 sene önce babalar gününde hediye diye aldığı cüzdan. acaba annemin, bizim resmimizi taşıyor mu diye merak edip kurcalamaya başladı. kalındı cüzdan. tomarla para vardı. bu paralardan daha değerli olmalıydı onların fotoğraflarımı. annesi vardı. kardeşleri de. o da vardım. başka da 2 tane katlanmış eski kağıt vardı. beyazdan başka renge geçmişlerdi. açtı. çok eskiydiler. yırtılmak üzere. ortaları zaten yırtılmış. 23 sene önce babasına yazdığı mektuplardı.

babası da onu seviyormuş.

Leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Bitnami