Menu

zihninde en fazla gidebildiği yıl bin dokuz yüz doksan iki yılıydı. çocuktu ve mutluydu.

ve hatırladığı en eski sahne şöyle bir şeydi; uzaklardan gelen bir taksiden inen baba, elindeki bisiklet ve mutluluktu. kendisine dair anlatabileceği ilk mutluluk anı öyle bir şeydi işte. sadece gurbetten gelen bir baba ve bisiklet içeriyordu. o dönemlere ait anıları da her ne hikmetse muhakkak bisiklet içeriyordu. mesela ilk kızgınlığında da bisiklet vardı. bir de sipor ayakkabılarını ve bisikletini çalan çingene ferdi. çünkü ne zaman isterse bir tur atmasına izin verdiği çingene ferdi’nin çaldığı şeyler onun hayatında çok fazla önem arz ediyordu. zira bisikletinden başka gerçek hiç bir arkadaşı yoktu. ayrıca ona öyle geliyordu ki, çingene ferdinin bunlar tek vukuatları değildi. yaşadığı mahallede en çok ah alan birey olduğundan da zerre şüphesi yoktu.

ona o daha çocukken dedesi hiçbir dünya malına zerre değer vermemesi gerektiğini sıkıca tembihlemişti. aklına hemen bisikleti gelmişti. çok ama çok sonraları da ziyaret etme şansı bulduğu muhterem hocası ‘dilerseniz bunu bir vazife telakki edin, ama bu dünya namına tek bir dikili taşınız olmasın.’ demişti. o anda zihninden ‘bisiklet dünya malı sayılmaz ki.’ cümlesi geçmişti. çünkü değişik seviyordu bisiklet denen şeyi. çalmasınlar diye zayıf vücuduna aldırmadan her gün dört kat indirip, çıkarıyordu. evli olmasına rağmen evin bozulan musluğunu tamir edemeyebilirdi, fekat bisikletinin patlayan tekerini leğene su doldurup baloncuk çıkarma yöntemi ile yamayabilirdi. bunu da mahallelerinin kır saçlı, her daim ağzındaki cigarasından ötürü bir gözü her daim kısık bisikletçi amcanın yanındaki bir kaç günlük çıraklık döneminde öğrenmişti. gerçi zaman zaman tedariksiz yakalandığı da oluyordu. bir keresinde koşuyolunda bisikletinin lastiği patlamıştı ve en kısa sürede moda’da olması gerekiyordu. o an yapılması gereken en akıllıca hareketi yapmıştı. en yakın tren istasyonuna gidip bir kaç dakika sonra gelecek trenin herhangi bir vagonuna geçmişti.

ailecek ananesigilleri ziyaret edecekleri zaman o gidecekleri yerin oniki kilometre uzakta olduğuna aldırmazdı ve araba yerine bisikletini tercih ederdi. çünkü bisiklet onun için bir nevi iletişim aracıydı. bisikletinin pedallarını çevirdiği ara sokaklarda ilerlerken herhangi bir arkadaşını ya da öğretmeni görse hemen durup hasbihal ederdi. bunu araba ile yapma ihtimali çok düşüktü. uçaktayken ise ihtimal dahilinde değildi.

bisiklet binmek ya da bisiklet sürmek… siz nasıl adlandırırsanız adlandırın onun için farketmezdi. çünkü tanımdan bağımsız olarak bisikletin hareketi için emek ve kalpte bolcana sevgi gerektiğinin bilinciydeydi. emekçi bir babadan geldiği için emek meselesi sıkıntı oluşturmuyordu. kalpteki sevgi ise tekniken sonsuzdu. çünkü bırakın dünyayı, koca kainata sığmayan yüce yaradan onun kalbinde çoğu zaman yer ediniyordu. etmediği zamanları Allah affetsin. yaradan’ın sığdığı bir kalbe haliylen bir bisikletlik sevgi daha rahatlıkla sığabilirdi. sonrası ise zaten herkesin malumuydu. kulakta rüzgarla karışık bir melodi ve çocuk olmanın güzelliği, ötesi hafifliği. hele bir de canhıraş bir şekilde çıkılan bir rampanın üzerinden salınmak…

pedal çevirmeden hızlanmak ise uzun süreler sonucunda elde edilen güzel şeylerin yıkımı çok basit olur ve kısa sürer teorimini yok edecek kadar haz verirdi ona. uzun uğraşlar sonunda ancak güzel bir yuva kurabilmişti herkes gibi. baba ile tanışma, kız isteme, nişan, dini rikah, resmi nikah gibi aşamalar zorlu bir dekatlon siporu gibi gelmişti ona. şimdi ise ağzına veyahut ahlakına hakim olamayıp o saadet hanesini yerle yeksan edebilirdi bir anda. hiç bir zaman bir dikili taşı olmasın istiyordu. ama annesi onun istediğinin tam tersini istiyordu. olur da annesini kırmamak adına bir gün yıllarca taksitlerini ödeyerek sahip olacağı bir dört duvarı rihter ölçeğine göre herhangi şiddette bir deprem yerle yeksan edilebilirdi. daha geçen gece uzaklardan gelişine çektiği bir şut, eşinin saatlerini verdiği ve bakmaya doyamadığı cillop gibi pastasını saniyeler içinde güne gelecek olan kadınlar için değersiz kılmıştı. fekat bu kadar sağlam örneğe rağmen bisiklet, yıllarca geliştirilen bu teorimi hipotezden bile daha değersiz hale getirivermişti. üzerinde binbir zorluklarla çıktığı yokuşun tepesinden kendini aşağıya doğru bıraktığında limit 0’a giderken,  mutluluğu ve hayalleri sonsuzluğa doğru gitmişti. o iki teker ona yaşadığını ispat etmişti.

çocukluğunda en büyük hayallerini kurarken bisikletin üzerindeydi. şimdi kocaman adam oldu. saçlarında beyazlar vardı. yine de hayal kurmaktan hiç vazgeçmedi. çünkü üstad Bediüzzaman ‘kimin için Allah var, ona her şey var.’ demişti. Allah vardı. bisiklet vardı. umut ve hayallar pedal çevirdikçe hep var olacaktı. o yüzden bir çok yazara göre bisiklet hayalperest insanların taşıtıydı. hayalperest insanlarsa bu dünyada yapayalnız olduklarını en çok bisiklet üzerindeyken farkediyordu. fekat yine de o insanlar özgürlük adına o iki tekerlekli aletten katiyyen vazgeçmiyorlardı. kendisi de her ne kadar vücudundaki tüm yara izlerinin sahibi bisikletleri olsa da onlardan hiç vazgeçmemişti. neticede yara iyileşirdi. hayalsizlik ise ebedi esaretti.

sahi siz hiç size samimiyetsiz mutluluklar satan o göbekli dinci edebiyatçının bisiklete bindiğini gördünüz mü?

15 Comments for "b i s i k l e t"

  • Cigdeminwonderland

    Ellerinize, agziniza, yüreginize, kaleminize ve emeginize saglik Abi 👏👏👏 O kadar güzel yaziyorsunuz ki, kendimi sanki yazdiginiz, yasadiginiz yazilarin kahramani gibi hissediyorum. Benim çocuklugumdan kalan bisikletli anilarim olmadi ama futbol çok oynardim 🙂 Bisiklet sürmeyi de gurbete ciktiktan sonra ögrendim… 4 yildir da motorbisiklet üzerinde geciriyorum hayatimi 😆😅 Velhasil, yazilarinizin devamini dört gözle bekliyorum, saglicakla kalin…

    Reply
  • Asli

    Okuduğum her satirda çocukluğum vardi gozlerimde..ve en cok da duymaya hasret kaldigimiz,soylemekten korktuklarimizi sizden duymak ruhuma iyi geliyor..

    Reply
  • Asli

    Emeginize,kaleminize saglik..

    Reply
  • melek

    Günaydın 🙂
    Çok az insan var böyle güzel yazılarla başka insanlara geçmişi,huzuru, çocukluğu, saflığı,
    allah aşkını, iyi insanların kaldığını hatırlatan. yüreğine sağlık..
    bloğuna ilk kez bakıyorum.yeni yazılarını sabırla bekliyorum..
    eşinle yuvan huzurun mutluluğun saygınız ve sevginiz daim olsun..

    Reply
  • Rabia

    “neticede yara iyileşirdi. hayalsizlik ise ebedi esaretti.” Müthiş , sade , mütevazı , hoş bir yazı . Diğer yazılarınızı da okumak için güzel bir başlangıç benim için. Fekat ellerinize sağlık 🙂

    Reply
  • Arife

    “Netice yara iyilesirdi hayalsizlik ise ebedi esaret ” kalemine saglik abi sıkı takipcinim cok basarili ve de samimj cumlerin..

    Reply
  • Saide

    Instagram disinda blogunuzda ilk defa bi yazinizi okudum. Cocukluguma goturdu beni. Turkiyede sokaklar birbirine benzer. cocuklugumu belki de bu yuzden animsamazdim cok fazla hissetmezdim buyudugumu. Ama ne zamanki gitmek yazildi kaderimize ne zamanki yabanci sokaklarda kayboldu adimlarimiz o zaman anladim ki buyumusuz. Cocuklugumuza inen perdeleri araladi yaziniz Allah razi olsun. 🙂

    Reply
  • Barış Kaçar

    Merhaba. Instagram da yazı ve resimlerinizi beğeniyle takip ediyorum. Buraya da bir şeyler karalamaya geldim ki mutlu olun 🙂
    Sevgiyle kalın ailecek. Tr deki kardeşlere, bizlere duayı unutmayın aman…

    Reply
  • melek

    abi selamlar. sizi çok yakın bi zamanda instagramdan ‘keşfettim’. resimlerden önce altta yazan notunu okuduğum hesaplardan biri oldunuz, yüreğinize sağlık. blogunuzu ilk defa ziyaret ediyorum, yazınız da instagram postlarınız kadar değerli. her yazının kıymeti kendinden menkuldur bence, söylediğiniz şekilde yorum yapılması bu kıymeti ancak gün yüzüne çıkarabilir; cevherinden birşey eksiltip arttırmaz diye düşünmekteyim naçizâne. bu yazınız da icra ettiği parçanın sonuna dek enfes şekilde yorumlayıp finalde yükseldiği en tiz perdede detone olan bir tenor hissi uyandırdı, son paragrafı acaba ben mi yanlış anladım düşüncesiyle tekrar okuma ihtiyacı hissettim. kızdığımız çok olay, kişi, durum.. var. ancak bu kadar güzel bir yazıyı aynı naifliğiyle sonlandırsanız sanki damakta bıraktığı tad daha bir hoş olacakmış. tekrardan yüreğinize sağlık.

    Reply
  • Sena

    Yine çok güzel yazmışsın Ali Abi. Eline, yüreğine sağlık. Sen hep yaz..

    Reply
    • Sultan

      Bende tesadüfen sizi buldum instegramdan bi önce paylaştığınız yazınızı okumuştum ve çok beğenmiştim bu da diğeri kadar güzel .fotoğraflarınız altına yazdığınız yazıları da çok beğeniyorum.beni etkileyen tarafı her okuduğum da yüzümde tebessüm olması,hafif hafif gülümsemem ….sanki kelimeler sizin için cam parçası kadar kırılgan kırmaya kıyamıyor gibi yazıyorsunuz gibi geliyor bana ☺daha çok bekliyorum yazmanızı ….✋🏻

      Reply
  • Hacer ASLAN

    Benim hiç bisikletim olmadı.Hep mahalledeki çocukların bisikletine binerdim. Bisikleti yokuş aşağı sürüp ellerimi bıraktığımda , rüzgarı kucaklayışımla hissettiğim şeyi, değişik bir histi, özü mutluluk o kesin 🙂 şu anda yazınızla tekrar hissettim. Kaleminize sağlık..

    Reply
  • Yağmur Kılıç

    Çok samimisiniz , insan aynı düşünceler/düşler altında birleştiği insanlar olduğunu görünce bile mutlu oluyor..eşinize ve size çokça selamlar olsun

    Reply
  • hasan burak

    ”üzerinde binbir zorluklarla çıktığı yokuşun tepesinden kendini aşağıya doğru bıraktığında limit 0’a giderken, mutluluğu ve hayalleri sonsuzluğa doğru gitmişti.” Muazzam!

    Reply
  • Paradies

    Merhabalar,

    Yazınız o kadar samimi olmuş ki… bir tebessüm ile okudum her satırını. Ne büyükçe bir tebessüm ne buruk bir tebessüm. Umarım devamı gelir. Sosyal medya genişleyeli herkes bir Şair bir yazar belledi kendini. Herkesin bir “Tutunamayanlar” aşkı başladı. Nereye tutumadıkları belirsiz. Neyse.. sizi arkadaslarıma tavsiye edeceğim. Allah yolunuzu acık etsin. Hiç bir çocuğu (büyüdüklerinden dolayı herkesi kapsıyor bu kelime) bisikletsiz bırakmasın 🚲

    Reply

Leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Bitnami